İlişkiler 3 dk okuma Bora Yalınç
Tartışmada Haklı Çıkmak mı, Anlaşmak mı?
Bir tartışmayı kazandığımızda karşı taraf susar; ama sessizlik ikna olmak değildir. Haklılığın ilişkide neden tek başına işe yaramadığına dair.
Tartışmanın ortasında bir an gelir, tartışılan konu geri plana düşer ve yerini tek bir soru alır: kim haklı? O andan sonra söylenen her cümle bir argüman, hatırlanan her ayrıntı bir delil hâline gelir. İki taraf da kazanmaya çalışır. Sorun şu ki bu oyunda kazanan taraf da genellikle bir şey kaybeder.
Haklı çıkma isteği kötü bir dürtü değil. Kendi bakış açımızın geçerli olduğunu bilmek, kendimizi güvende hissetmenin bir yolu. Ama bir ilişkide haklılık, tek başına pek işe yaramayan bir maddedir. Kanıtlanmış bir haklılık, karşındaki insanın kırgınlığını çözmez, sadece kayda geçirir.
Kazanmanın maliyeti
Bir tartışmayı "kazandığımızda" ne olur? Karşı taraf susar. Ama sessizlik, ikna olmak değildir. Çoğu zaman yorulmaktır, ya da tartışmanın devamının işe yaramayacağını görmektir. O sessizlik ilişkiye küçük bir kayıt bırakır: burada anlaşamıyoruz, burada anlatamıyorum. Bu tür kayıtlar biriktiğinde insanlar bazı konuları hiç açmamayı seçer.
Üstelik haklı çıkma yarışı tartışmayı uzatır. Konu asıl meseleden uzaklaşır; iki hafta önce söylenen bir cümle, geçen yıl unutulan bir söz, akrabaların tutumu derken ortaya çözülmesi imkânsız bir yığın çıkar. Yığın büyüdükçe iki taraf da çaresizleşir.
Haklılık yarışının bir tuzağı da hafızaya güvenmektir. İki kişi de aynı olayı farklı hatırlar ve ikisi de dürüsttür. İnsan hafızası kayıt cihazı gibi çalışmaz; olayları o anki duygusuna göre biçimlendirir. Bu yüzden "sen şöyle demiştin" tartışmaları neredeyse hiçbir zaman bir sonuca varmaz. Kimin daha doğru hatırladığını kanıtlamak mümkün olsa bile, kanıtlandığında elde kalan şey yalnızca yorgunluk olur.
Anlaşmak neye benziyor
Anlaşmak, fikrinden vazgeçmek anlamına gelmiyor. Daha çok, tartışmanın amacını değiştirmek demek. Amaç "benim doğru olduğumu kabul et" olmaktan çıkıp "ikimizin de yaşayabileceği bir zemin bulalım" hâline geldiğinde konuşmanın tonu kendiliğinden düşer.
Bunun ilk adımı genellikle karşı tarafın mantığını tarif edebilmektir. Kendi cümlelerimizle, alay etmeden, karşımızdakinin niye böyle düşündüğünü anlatabiliyor muyuz? Anlatabiliyorsak gerçekten dinlemişiz demektir. Anlatamıyorsak, henüz itiraz ettiğimiz şey karşımızdakinin görüşü değil, bizim onun görüşü hakkındaki tahminimizdir.
İkinci adım, haklı olduğumuz kısmı küçültmek yerine karşı tarafın haklı olduğu kısmı yüksek sesle söylemek. "Bu konuda haklısın, gerçekten geç haber verdim" cümlesi tartışmayı bitirmez ama gerginliği belirgin biçimde düşürür. Çünkü karşımızdaki artık savunmasını sürdürmek zorunda hissetmez.
Konuyu ikiye ayırmak
Çoğu tartışmanın içinde iki ayrı mesele vardır: olayın kendisi ve olayın hissettirdiği şey. Genellikle taraflar birinci konuda tartışırken ikinci konuda kırgındır. Kimin ne zaman ne dediği üzerine saatlerce konuşulabilir; ama asıl mesele "önemsenmediğimi hissettim" ise, olayın kronolojisi çözülse bile kimse rahatlamaz.
Bu yüzden tartışmanın bir yerinde "biz aslında neyi konuşuyoruz" diye sormak faydalıdır. Cevap çoğu zaman ilk sanılandan farklı çıkar ve konuşma birden anlamlı bir yere oturur.
Ara vermeyi bilmek
Bazı tartışmalar o an çözülmez. Öfke belli bir seviyeyi geçtiğinde ikisi de dinleyemez hâle gelir. Böyle anlarda ara vermek kaçmak değil, konuşmayı kurtarmaktır. Ancak ara verirken bir şart var: ne zaman devam edileceğini söylemek. "Şu an konuşamayacağım, yarın akşam oturalım" cümlesi, kapıyı çarpıp gitmekten tamamen farklı bir mesaj taşır.
Aranın nasıl geçtiği de önemli. O süreyi zihinde argüman biriktirerek geçirmek, dönüşte tartışmayı daha sert hâle getirir. Oysa amaç yeni deliller bulmak değil, sakinleşmek. Yürüyüşe çıkmak, başka bir işle uğraşmak, kısacası konuyu bir süre bırakmak dönüşteki tonu belirgin biçimde yumuşatır.
Uzun ilişkilerde çiftlerin fark ettiği bir şey var: hiçbir tartışma tam anlamıyla bitmez, sadece dönüşür. Aynı konu farklı biçimlerde yeniden gelir. Bu bir başarısızlık işareti değil; iki farklı insanın aynı hayatı paylaşmasının doğal sonucu. Önemli olan, o konuya her dönüşte biraz daha az yaralanarak dönebilmek.
Haklı çıkmak, tartışmanın sonunda elde edilen kısa ömürlü bir rahatlamadır. Anlaşmak ise daha yavaş, daha az tatmin edici ama kalıcı bir şeydir. İkisi arasında seçim yapmak zorunda kaldığımızda, ilişkinin ertesi sabahını düşünmek genellikle doğru cevabı verir.