İçeriğe geç
Gerçek Bir Karar

Kararını besleyen merak, burçlara oyunlu yorum

Psikoloji 4 dk okuma Bora Yalınç

Kıskançlıkla Baş Etmenin Sakin ve Dürüst Yolu

Kıskançlık bastırıldığında dolaylı yollardan çıkar. Bu duyguyu bir kusur değil, kendi isteklerinizi gösteren bir pusula olarak okumak mümkün.

Kıskançlık, insanın kendisine en zor itiraf ettiği duygulardan biridir. Öfkeyi, üzüntüyü, hatta korkuyu çevremizdekilere anlatmakta zorlanmayız; ama bir arkadaşımızın terfisini duyduğumuzda içimizde yükselen o buruk dalgayı tarif etmek istemeyiz. Çünkü kıskançlık, kültürel olarak neredeyse bir karakter kusuru gibi kodlanmıştır. Oysa bu duygu, insan zihninin karşılaştırma yapma eğiliminin doğal bir yan ürünüdür ve kendi başına ne iyi ne kötüdür. Onu sorunlu hale getiren şey, duygunun kendisi değil, o duyguyla ne yaptığımızdır.

Bir duyguyu bastırmakla onunla çalışmak arasında ciddi bir fark vardır. Bastırdığımızda duygu ortadan kalkmaz, sadece dolaylı yollardan ifade edilmeye başlar. Kıskandığımız kişiye karşı sebepsiz bir mesafe koyarız, başarısını küçümseyen bir cümle kurarız, ya da onun hakkında konuşurken sesimize kendimizin bile fark etmediği bir tonlama sızar. Duyguyla çalışmak ise onu önce fark etmeyi, sonra da içindeki bilgiyi okumayı gerektirir.

Kıskançlık aslında ne söylüyor

Kıskançlığın en yararlı tarafı, bir pusula gibi çalışmasıdır. Herkesi ve her şeyi kıskanmayız. Bir tanıdığımızın maraton bitirmesi bizde hiçbir kıpırtı yaratmazken, aynı yaşta birinin kendi alanında yazdığı kitabın konuşulması içimizi ısıtmayabilir. Bu seçicilik tesadüf değildir. Kıskandığımız şey, çoğunlukla kendimiz için sessizce istediğimiz ama dile getirmediğimiz şeydir.

Bu yüzden kıskançlık hissettiğinizde sorulacak ilk soru şu olabilir: Tam olarak neyi kıskanıyorum? Kişinin sahip olduğu unvanı mı, o unvanla gelen saygıyı mı, yoksa oraya giderken hissettiğini hayal ettiğim rahatlığı mı? Cevap çoğu zaman beklenenden daha spesifiktir. Kimi zaman kıskanılan şey başarının kendisi bile değildir; başkasının kendi yolunu seçerken gösterdiği cesarettir.

Bu ayrıştırmayı yapmak duyguyu anında yatıştırmaz ama onu yönetilebilir bir bilgiye dönüştürür. Belirsiz bir huzursuzluk yerine, üzerinde çalışılabilecek somut bir istek çıkar ortaya.

Karşılaştırmanın çarpık aritmetiği

Kıskançlığı besleyen en güçlü mekanizma, adil olmayan bir karşılaştırmadır. Başkasının hayatının vitrinini kendi hayatımızın deposuyla kıyaslarız. Onun sonucunu görürüz, sürecini görmeyiz. Bir kişinin yıllara yayılmış emeğini, reddedilmelerini, vazgeçmeye en yakın olduğu geceleri bilmeden yalnızca varış noktasına bakarız ve kendi yolun ortasındaki halimizle kıyaslarız. Bu aritmetik baştan bozuktur.

Karşılaştırmayı tamamen bırakmak gerçekçi bir hedef değildir; zihin bunu kendiliğinden yapar. Ama karşılaştırmanın yönünü değiştirmek mümkündür. Kendinizi bir başkasıyla değil, altı ay önceki halinizle kıyaslamak, aynı ölçme dürtüsünü çok daha adil bir zemine taşır. Burada elinizde her iki tarafın da tam verisi vardır: hem süreci hem sonucu bilirsiniz.

Yakın ilişkilerde kıskançlık

Kıskançlık bir arkadaşlığın ya da ortaklığın içinde belirdiğinde iş daha da hassaslaşır. Çünkü aynı anda hem sevinmek hem de burukluk hissetmek insana kendini sahtekar gibi hissettirir. Oysa bu iki duygu birbirini iptal etmez. Bir insanın başarısına içtenlikle sevinirken aynı anda kendi durduğunuz yerden rahatsız olmanız tutarsızlık değil, olgunluktur.

Bu durumda en kötü strateji, duyguyu gizlemek için mesafe koymaktır. Ortadan kaybolan tebrik, geciken mesaj, kısalan sohbet karşı tarafta açıklanamayan bir soğukluk bırakır. Alternatif, duygunun tamamını paylaşmak zorunda olmadan davranışı doğru tarafta tutmaktır: tebriği zamanında ve içtenlikle yapmak, ardından burukluğu kendi içinizde işlemek. Duyguyu itiraf etmek her zaman gerekmez; ama duygunun ilişkiyi yönetmesine izin vermemek gerekir.

Duyguyu hareketle sonlandırmak

Kıskançlık en çok, hareketsiz kaldığımızda büyür. Çünkü içindeki istek karşılıksız kaldıkça tekrar tekrar geri döner. Bu yüzden en etkili panzehir, o isteğin çok küçük bir versiyonunu hayata geçirmektir. Birinin yazarlığını kıskanıyorsanız bir sayfa yazmak, birinin fizik formunu kıskanıyorsanız yirmi dakika yürümek, duygunun enerjisini tüketir ve onu bir yakınmadan bir başlangıca çevirir.

Bu adımların büyük olması gerekmez; yönlü olması yeterlidir. Kıskançlık, doğru okunduğunda, kendinize dair uzun süredir görmezden geldiğiniz bir cümleyi yüksek sesle söyler. O cümleyi duyduğunuzda duygu genellikle işini bitirmiş olur ve sessizce geri çekilir.

Bir de kıskançlığın süreklilik kazandığı durumlar vardır. Duygu tek bir olayla değil, uzun süredir devam eden bir memnuniyetsizlikle besleniyorsa, küçük adımlar yetmez. Böyle zamanlarda asıl mesele karşınızdaki kişi değildir; hayatınızın uzun süredir ertelenmiş bir alanıdır. Kıskançlık burada sadece habercidir ve haberi getirdiği için suçlanmayı hak etmez.

Son olarak, bu duyguyu kendinize karşı nazik bir dille karşılamak süreci belirgin biçimde kolaylaştırır. Kıskandığı için kendini yargılayan bir insan, aynı anda iki duyguyla birden uğraşmak zorunda kalır: kıskançlık ve utanç. İkincisi eklendiğinde duygu daha da gizlenir ve çözülmesi güçleşir. Oysa bunu hissetmem normal diyebilmek, duyguyu bir anda küçültür ve üzerinde düşünülebilir hale getirir.

Psikoloji kategorisinden