İçeriğe geç
Gerçek Bir Karar

Kararını besleyen merak, burçlara oyunlu yorum

Teknoloji 3 dk okuma İlke Tanyeri

Yarasaların Sonarı: Karanlıkta Sesle Çizilen Üç Boyutlu Harita

Yarasalar ve yunuslar, insanın yirminci yüzyılda geliştirdiği sonar fikrini milyonlarca yıldır kullanıyor. Üstelik çok daha verimli biçimde.

Karanlık bir mağarada saniyeler içinde yüzlerce böcek yakalayabilen bir yarasa ile okyanusun dibindeki bir cismi yüzlerce metre öteden bulan bir sonar cihazı, aynı temel fikri kullanır: ses gönder, yankısını dinle, aradaki farktan dünyayı yeniden kur. İnsan bu fikri yirminci yüzyılda geliştirdi. Yarasalar ve yunuslar ise milyonlarca yıldır uyguluyor.

Sesle çizilen resim

Ekolokasyonun temeli basittir. Canlı, kısa ve yüksek frekanslı bir ses üretir. Bu ses ilerler, önündeki cisimlere çarpar ve bir bölümü geri döner. Sesin gidip dönmesi arasında geçen süre, cismin uzaklığını verir. Dönen yankının şiddeti cismin büyüklüğü hakkında, frekansındaki kayma ise hareketi hakkında bilgi taşır.

Bir yarasa, saniyede iki yüze varan sayıda darbe gönderebilir. Ava yaklaştıkça darbe sıklığını artırır; bu son aşamaya besleme uğultusu adı verilir. Sıklık arttıkça bilgi tazelenme hızı artar ve yarasa hareketli bir hedefi son ana kadar takip edebilir.

Kendi sesini duymamak

Buradaki en büyük mühendislik problemi, gönderilen sesin son derece yüksek, dönen yankının ise çok zayıf olmasıdır. Bir yarasanın çığlığı, birkaç santimetre uzaklıkta bir jet motoru kadar yüksek ses basıncına ulaşabilir. Böyle bir sesi duyduktan hemen sonra binlerce kat zayıf bir yankıyı algılamak, kulağın kendini korumasını gerektirir.

Yarasalar bunu, ses üretimiyle eşzamanlı olarak orta kulaktaki kasları kasarak çözer. Çığlık atarken kulak geçici olarak kısılır, ses bittiği anda yeniden açılır ve yankıyı bekler. Bu açılıp kapanma saniyede yüzlerce kez tekrarlanır. Sonar sistemlerinde de benzer bir mantık vardır; verici darbeyi gönderdiği anda alıcı devre kısa süreliğine bastırılır.

Kalabalıkta karışmamak

Bir mağaradan aynı anda binlerce yarasa çıktığında hepsi ses üretir. Bu koşulda kendi yankısını başkasınınkinden ayırt etmek ciddi bir sorundur. Yarasalar, komşularıyla çakıştıklarını fark ettiklerinde çağrılarının frekansını kaydırarak kendilerine ayrı bir bant açar. Bu davranış, telsiz haberleşmesinde kullanılan kanal ayırma yöntemlerinin doğadaki karşılığıdır.

Yunuslar ise farklı bir yol izler. Tıklama sesleri kısa ve geniş bantlıdır; bu, sudaki hedeflerden yansıyan sinyalin ayrıntı çözünürlüğünü artırır. Yunusların bir kum tabakasının altına gömülmüş balığı bulabilmesi, sesin farklı yoğunluktaki katmanlarda farklı davranmasını okuyabilmelerinden kaynaklanır.

Silahlanma yarışı

Ekolokasyon mükemmel bir avlanma sistemi olunca, avlar da karşı önlem geliştirdi. Bazı güve türleri, yarasa frekanslarını duyabilen basit kulaklar edindi ve bir çığlık algıladıklarında ani kaçış manevraları yapmaya başladı. Bazıları daha ileri gitti ve yarasanın sinyalini bozan sesler üreterek karıştırma yapmaya başladı. Bazı güvelerin vücudunu kaplayan tüylü yapı ise sesi soğurarak yankıyı zayıflatır; yani doğal bir radar emici kaplama işlevi görür.

Bu, askeri elektronik harpteki karıştırma ve iz azaltma tekniklerinin şaşırtıcı derecede benzer bir kopyasıdır. İki taraf da aynı fiziği kullandığı için çözümler de benzeşiyor.

Bu yarışın ilginç bir yanı, hiçbir tarafın kalıcı üstünlük kuramamasıdır. Güveler ses soğuran tüyler geliştirdikçe bazı yarasalar frekans aralığını değiştirmiş, kimi türler ise avlanma stratejisini tamamen dönüştürerek yaprak yüzeylerinden böcek toplamaya yönelmiştir. Bazı yarasalar avlanırken sesi neredeyse tamamen keser ve yalnızca güvenin kanat çırpma sesini dinler; bu sessiz avlanma yöntemine fısıltı taktiği deniyor.

İnsanların da sınırlı ölçüde bu beceriyi kazanabildiği biliniyor. Görme engelli bazı kişiler, dilleriyle çıkardıkları kısa tıklama sesleriyle çevrelerindeki duvarların, kapı boşluklarının ve engellerin yerini belirleyebiliyor. Beyin görüntüleme çalışmaları, bu kişilerde yankıların işlendiği sırada görme korteksinin etkinleştiğini gösteriyor. Beyin, kaynağı ne olursa olsun mekânsal bilgiyi kendi haritasına yerleştiriyor.

Doğadan gelen tasarım dersi

Bu beceri eğitimle geliştirilebiliyor. Düzenli çalışan kişiler, tıklamalar arasındaki ince farklardan bir yüzeyin sert mi yumuşak mı olduğunu, önlerindeki boşluğun genişliğini ve hatta duvara ne kadar yaklaştıklarını çıkarabiliyor. Beynin duyular arasında bu kadar esnek biçimde geçiş yapabilmesi, sinirbilimde nöroplastisitenin en çarpıcı örneklerinden biri sayılıyor.

Modern sonar ve radar sistemleri, hedef ayırt etme ve gürültü bastırma konularında hâlâ doğadaki çözümlerden ilham alıyor. Bir yarasa, birkaç gramlık bir beyinle ve son derece düşük enerjiyle, karmaşık bir ortamda gerçek zamanlı üç boyutlu bir harita çıkarıyor. Bu verimlilik düzeyi, mühendislik için hâlâ ulaşılmayı bekleyen bir hedef olmayı sürdürüyor.